HAZİNİ
CEVÂHİRU’L-EBRÂR MİN EMVÂC-I BİHÂR
(Yesevî Menâkıbnamesi)
Prof. Dr. Cihan OKUYUCU
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ GEVHER NESİBE TIP TARİHİ ENSTİTÜSÜ
YAYIN NO: 20
Kayseri / 1995
(s. 184’den itibaren yer alan Farsca metnin tercümesidir.)
(112a)
l-Secde edilmeye layık olan Allah’tır. Secde O büyük yaratıcıya, o her şeyi yaratana mahsustur.
2-Ahir zaman padişahı ,dünya sultanı Abdullah’ın oğlu Ahmed ki o,
3-Nebilerin padişahı ve yaratılmışların en hayırlısıdır. Hayırda da şerde de halkın baş sığınağıdır.
4-Halil'in sofrasındaki meclisin bezeğidir. Celal sahibi Allah’ın fermanıyla cihadda da kavidir.
5-Feleklerin varlık sebebi O’dur. O Arap şahı Acem ordusunun saflarını yarmıştır.
6-(Hz.) Muhammed’in soyu sopu ve ashabı hep seçkindirler; O'nun dört dostu da cihan padişahıdırlar.
7-Onların her birisi kutubdur ve o padişahın yardımcısıdır; onlar nebi ve velilerin makbulüdürler.
8-Her biri şeriatin iş bilen, iş görenleri; tarikatin gerçek bilgiye ulaşmışlarıdır.
9-Özellikle mağara dostu olan büyük Sıddık ki o, Peygamberin şerefli ailesinin ve ashabının en faziletlisidir.
10-Allah’ın velileri onun emrindedir; irfan sahipleri onun hayranları ve şaşkınlarıdır.
11-Dünyanın makamı da ayı da onun rütbesine meyleder. Onun temiz kalbi Allah’ın nurlarının tecelli yeridir.
12-O veli Ferideddin Attar’dan bu faydalı ve parlak medhi duy,
13-Kılı kırk yaran (Attar ki) araştırma neticesi övgü denizinin temiz incisini delmiştir.
14-O (Attar) bu bahçenin kuşunun avcısı idi. Mantıku'ttayr'ında şu sözü hoş söyledi ve,
15-O Hakk'ın gizli sırlarının keşfedicisi(Attar) bu dersinde Sıddık'ın destanını okudu
(112b)
16-Hak yüce dergahından Mustafa'nın şerefli göğsüne her ne akıtmışsa.
17-Onların hepsini Sıddık'ın göğsüne de akıttı. Şüphesiz bu onun layık olduğunu bilmenin neticesiydi.
18-O peygamberin eski dostunun yaratılışı ve rütbesi ne yücedir ki akıl onu övme denizinde gark olmuştur.
19-O,Peygamberin bütün arkadaşlarının yol şeyhi, kılavuzudur. O büyük Sıddık, Peygamber ailesinin, dininin koruyucusudur.
20-O, Nebi ailesinin ve ashabının önde gidenidir. Hepsi o imama uymuşlardır.
21-O, Ebrar(temizler )'ın önderi ledün ilminin piri; hayırlıların en büyüğü, söz üstadıdır.
22-Peygamberin bütün sırları ondadır, O güneş yüzlünün nurlarına o mazhar olmuştur.
23-Bu sebeple (Hz.) Muhammed ona kendi yerini verdi; davasında onu dost edindi.
24-Onun yüzünde Vedud( Allahın)'un sırlarını gördüğü içindir ki yüz ihsan ve bağışla ona damat oldu.
25-Nebinin irşadından sonra o temiz er, fakr ve fena yolunda halkın imamı oldu.
26-O da din Selman’ına kendi irşadını verdi. Bundan dolayı halk onu (Selman'ın) üstadı olarak anar.
27-(O da)Ebu'l-kasım'ı kendi yerine dikdi; bu tarikatı o torun hoş bir şekilde yürüttü.
28-Ondan Cafer-i Sadık irşad gördü. Bayezid de Bestam diyarından zuhur etti.
29-Arifler kutbu Hazret-i Tayfur ki kutbların kutbu ona aferin demektedir.
30-Tarikatte halkın delili ve burhanı; o, halkı hırkasının altına alıp Hakk’a doğru götürdü. (113a)
31-Bu'l-hasen Harkan köyünden yetişti, Buhara'ya gelip O’nun dergahında huzura erdi.
32-Derdine O hazretten deva buldu ve fakr u fena yolunda önder oldu.
33-Şeyh Ebu'l-Kasım Hasen sayesinde asrının seçkini oldu ve Bayezid bu yolu sona eriştirdi.
34-Gürrekani(Gürgani) güvenilir bir yol eriydi; Bu'l-ala Farmed'e yol gösterdi.
35-Bu'l-ala Şeyh Yusuf a tesir etti; (böylece) Ebu'l-Yakup basiret sahibi bir pir oldu.
36-Büyük şeyh, din kutubu Ebu Yusuf ki O yakin'e ulaşmış mürşitlerin önderidir.
37-Fakr çarşısı ve fena pazarı o rehber sayesinde serpilip gelişti.
38-0, sırlarla dolu aşk pazarının süsü, adeta aşk tüccarlarının padişahı idi.
39-Derd ve gam kumaşının taciri olan o benzersiz Ebu Yakub devrinin Yusuf’uydu.
40-Dalgalı bir mana deniziydi ve sahile çok Aden incisi döktü.
41- (İnsanlar) onun içinde çok hazineler buldular. Lakin o derviş (eğitme) yolunda çok sıkıntı çekti.
42- O iş bilme denizlerinin baş kaynağı idi. İş bilenler onun kapısından öğreneceklerini öğrendiler.
43-Ondan çok gönül erbabı zuhur etti. Şeyhler onun zuhuru sayesinde huzur içindedirler.
44-Dünyada halifelerinden dört önder bıraktı ki her biri tavırca Şeyh Pehlivan (yahut, pehlivan şeyh) dırlar,
45-Fena iklimlerinin nam sahipleri, uyma yolunun iş bilicileri, (113b)
46-Şeyh Abdullah Berki ve Hasen; o Hasen ki ondan (Berki'den) dolayı çemende idi.
47-Türklerin piri , cihanın kutbu Ahmed ve o Allah’ın kulu Gücdüvanlı Halik,
48- (Bunların) her biri fakr u fena yolunun kükreyen aslanları ,kutbu ve yol göstericileridirler.
49-Türklerin piri ve dünyanın kutuplarının kutbu Hoca Ahmed, o büyük veliden,
50-Allah’ın Zat isminin denizinde gark oldu; O Zat ismi ki zatların eğiticisi oldu.
51-Arş da ferş de O’nun Zat’ını anma sesiyle dolu. Allah’ın velileri de fakr u fenadadır(?)
( İki mısra arasında mana irtibatı zayıf !)
52-Çok padişahlar onun kapısında kuldur. Herkes onun uyanık canına muhtaçtır.
53-Yesi, Maveraünnehir ve Yemen’de kadın erkek herkes onun itaatindedir.
54-Her müridin nefs ü hevasının başına ilahi zikir olan Erre zikrini o çekti.
55-Hızır Peygamber Vedud (Allah)'un ilhamıyla ona erre zikrini telkin etti.
56-Erre çeken o devrin Ebu Yahya'sı ki onun yanında cihanın güneşleri zerre gibidir.
57-Erre zikri her aynanın cilasıdır; onun cemali her aynaya ayna olmuştur.
58-Sevgisinin şekilleri kalblerde ayna gibidir; gaybı bilen Allah onun cilasını gösterdi.
59-Ayın ve güneşin rasat aleti olduğu gibi erre zikri gencin de yaşlının da nur bağışlayıcısıdır.
60-0 erre zikrinde sadık bir şeyhtjr. Diğer zikir usulü olan gizli zikir sahibi ise Abdülhalıktir.
(114a)
61-Bunlardan biri Allah diyerek başını yükseltti. Öbüründen ise Nakşibendi tarikatı
zuhur etmiştir.
62-Gücdüvanlı Hoca Abdülhalik gizli zikir yolunda ariflerin kutbudur.
63-0,söz denizinin Abdülhalîk'ı ki Hızırdan ders görmüştür ve ledün ilminin fakihidir.
65-Çok mahirler ondan irşad gördü; yol gören arifler onun işinde koştu.
66-Hilesiz arif Şeyh Rivger ki o kutupdan çok memleket bakış sahibi oldu.
67-0 aziz Rivger sayesinde Hoca Mahmud İncir-i Fağnevi kuvvetli bir er oldu.
68-Hoca İncir Fağnevi bal huyluydu,bu yüzden alem çarşısı onun bahsiyle doldu.
69-Onun sayesinde Aziz Ramtin bütün cihanın cananı, canı ve önderi oldu.
70-Ramtin ki gönül erbabının menzillerinin sahibiydi. Canı durmayan menzil sahipleri (onun karşısısında) kendi makamlarından dolayı utanmada.
71-Ramtin'in ne mübarek suyu, toprağı var ki onun adını anmak her meclisin canını besler.
72-Aziz Ramtin dünyadan geçince onun yerine Baba Muhammed iş bilen oldu.
185
73- Semmasi'den Hazret-i Baba Ferd çıktı; o ki baştan ayağa kadar yanış ve derd idi.
74-0 meydan eri,yol beceriklisi; o arif önder,şefkatli şeyh,
75-Baba ki büyüklere zuhurundan önce Bahaüddin'in haberini verdi. (114b)
76-Dedi ki “Hoca'nın varlığıyla Kasr-ı Hinduvan arifler kasrı olacak.”
77-Şanslı Suhar'da onun batınından Mir Külal nasiplendi.
78-O makbul ve ateşli Seyyid galip bir şeyhti ve Peygamber evladıydı.
79-Tarikatın iş bilen ve iş göreniydi. Seyyidler seyyidiydi ve pehlivan bir şeyhti.
80-Ona bağlanma sebebiyle her tarafta bir çok büyük izzet ve şeref sahibi oldu.
81-Gizli zikir de, açık zikir de ondan dolayı birbirinden çekici. O gülü şekere karıştırmayı bilen bir tabib gibiydi.
82-Gizli zikir şeker,açık zikir ise hoş kokulu gül; ikisi birlikte karışınca gül şekeri oldu.
83-Toplumu bir araya getirmiş olan Mir Külal, merhaba. Merhaba ey açık zikrin çerağı, gizli zikrin mumu.
84-O,tarikatin iş bilenidir,sadıktır. Alim, seyyid ve iş bilen tabibtir.
85-Çok hastalar ondan şifa buldu. Özellikle o fakr ve fena mazharı,
86-Büyük Bahauddin Nakşibend "nefesine dikkat" ve "toplumda Allahla olma" sahibi oldu.
87-Tarikat Hızrının ledün ilminin mazharı, uyanıkların sırlarının bilicisi,
88-Mekke ve Medine’nin sevgisi gönlünde, temiz Buhara ili ise menzili,
89-Mevlevi Yakup ondan isteğine ulaştı. Onun mezarı ise sevinçli Hisar’dadır.
90-Alaaddin Attar da memleketinden gelip Hisar'da karar kıldı.
(115a)
91-Hoş yaratılışlı önderlerin varlığıyla sevinçli Hisar beldelerin hayırlısı oldu.
92-O,yolun nazlılarının cilve yaptığı reyhan ve gülle dolu acayip bir şehirdir.
93-Feyiz dolu, evliya makamı şehir ki, izzet ve şeref sahipleri sevinçle “merhaba” derler.
94-Hace Ahrar Hisar ilinde Yakup Çerhi'den işin sırrını öğrendi.
95-Nakşi tarikatı kusursuz bir ay olan Ubeydullah’la gelişip serpildi.
96-Ona nisbeti dolayısıyla gizli zikrin kıymeti arttı. Onun nakşı Nakşibend yolu oldu.
97-Molla Mehmed onun sayesinde yol bilici ve gerçek bilgi sahiplerinin hükümlerini inceleyen kadı oldu.
98-Ondan da Kasani irşad gördü.(O) hiç kimseyi Kasani'ye denk tutmadı.
99-Hacegi, Kasani'nin sarhoşuydu. Ondan çok arifler irşad gördü.
100-Yüksek soylu Hace Cuybari de Hacegi yoluyla isteğine erişti.
101-Nakşibendilik onunla sona erdi. Uyana da uyulana da merhaba!
102-Ey akıl,o güzel erden güzellik kazan da sonra "içinde bulunduğumuz" defterine geri gel.
103-Dizgini o yol önderi tarafına çevir; nazmın hızlı atını her yöne sürüp durma.
104-Has dalgıçlardan inci saçıcı ol; avâma da seçkinlere de bu sadâyı ulaştır.
105-Kendi şiir meclisini sultanlara bezl et; ta ki ondan dervişler feyz alsınlar.
(115b)
106-Hz.Sultan’ın tarikatinden bahset; öyle ki arayıp soranlara bir yol olsun.
107-(Bu tarikat) her tarikatin en kestirmesi ve kolayı; titiz yol erlerinin geniş caddesi.
108-Nam sahibi, din sultanı Hz. Ahmed ki, Ebu Yusuf’un aşığı idi.
109-Berki ve Andaki'den sonra o takva eri (Ahmed) Yusuf un yerini aldı.
186
110-Hz.Sultan seccadeye geçti ve derdlilerin işi onunla ondu.
11l- O (Hz Peygamberin) hırka ve hurmasını buldu; fakr güneşi onunla parladı.
112-Postun altında gizli bir padişahtı. .Gizliden halkı Hak yoluna çağırdı.
113-O aziz bir gün kederliydi; onun çevresindeki dervişler de kalben daralmıştı.
114-Hızır geldi ve “Ey din serveri” dedi; “Bu kasavet ne zamana kadar sürecek?”
115-Dedi ki; “Dervişlerin kalbi darlıkta , ben de bu sebeple gama battım, ey şefkatli!
116-Onların kalb darlıkları ne zaman geçerse, benim gönlümden de bu gam çıkar.
117-Bunu geçirmekte çaresiz kaldım, ey elçi! Sen bunu bizden geçir.”
118-O ulu Hızır bu hali işitince dedi ki: “Sen de harfsiz olarak benim gibi söyle.
119-Gönül cilası olan bu özel zikir kalbi vesveseden kurtarır.
120-Bu zikir niteliksiz zikirdir ve Allah derdine devadır , bu zikir Allah’ın vaslına layıktır. (116a)
121-O pak Hızır erre zikrini öğretti ; böylece o dertliden gam kalktı.
122-Zikredenler bu zikirle coşup taştılar, karınca iken ejder oldular.
123-Erre zikrinin feyzine bağlanınca, gönül sayfaları gamdan kurtuldu.
124-Böylece erre zikri ondan gelen vird oldu ve çok veli bu zikre şakird olmuştur.
125-Ne hoş bir Hızır telkini ve öğretisi! Bu, Hızır’ın tayin ettiği Hak zikrinin ta kendisidir.
126-Gönül aynasının cilası bu bizim zikrimizdir; erre zikri Kibriya (ilahi) denizinin dalgasıdır.
127-O, ruh çölündeki sevgilidir; ruh bu zikirle manevi fethlere mazhar olur,
128-“Ah” de, “Allah” de “Hay” ve “Hu” de; onun yadı ile gözyaşı dökerek feryad et.
129-Vay o göz yaşı döken , o dertli olgun. o ciğeri yanık ne güzel dedi,
130-Kime her iki alemde de feryad ve gam lazımsa feryadım ancak ona hoş gelir.
131-Helva satan çocuk ağlamadıkça Allah’ın bağış denizi nasıl dalgalanıp coşsun?
(Hazini, Şeyh Sadi'nin Gülistan'ındaki bir hikayeye telmihte bulunuyor.)
132-Çocuk ağlamayınca( memede) süt nasıl kıpırdar; bulut ağlamayınca çemen nasıl güler?
133-Erre zikri inleme, feryat ve ahtır. O gâh Hay ve Hu, gâh Allah, gâh da Ah'tır.
134-Gönül göğü zikrin şimşeği ile kıvrım kıvrım olunca, zikre gark olan zikrettiğini (Allah’ı) bulur.
135-Erre zikri öncesizlik denizinin coşmasıdır; ondan dolayı daima avuca kavuşma incisi gelir.
(116b)
136- Erre (bıçkı) zikrinin özellikleri anlatmakla bitmez. Onun başı ve sonu fakr ve fenâ makamıdır.
137- Ey Hazînî, istikamet sahibi bir adam olmak istiyorsan "içinde bulunduğumuz" buyurulan yere yüzünü çevir.
138- Dünya kutuplarının kutbu, Türklerin (mana) sultanı. Yesili ulu şeyh Hoca Ahmed.
139- Ki onun kapısında nice bin evliya fakr makamını elde ettiler ve yokluk yolunu tamamladılar.
140- Hak erleri onun dergahında hizmet kemerini kuşandı, kutbların kutbu O’nun ayağına baş koydu.
141- Hak yolunda yola girmişlerin başı, ayağının toprağı meliklerin tacının incisi.
142- O Hazret’in naipleri de ulu kişilerdir; evliya arasında her biri zamanın kutbudur.
143- Onların arasında bu fakirin atası olan MansurAta; Allah'tan korkanların reisi,cesur şeyh,
144- O ahlak kutbu, Hoca Ahmed Yesevi'nin yerine oturdu ve nice ay ve yıllar onun halifesi oldu.
187
145- O öyle bir Mansurdu ki darağacına ihtiyacı yoktu. Hem “Ene'1-Hak” demekle kimsenin eline ne geçer ki?..
146- Fakr mücadelesinin baş çekmişi idi. Zamanında fakr ile şöhret kazanmıştı.
147- Hak yolu mürşitlerinin mürşidi, küçük olsun büyük olsun bütün Hak sırlarının vakıfı (olan),
148- O dünyanın sultanı (müritlerini) olgunlaştırdıktan sonra her birini birçok şehre mürşid olarak (yolladı).
149- Maveraünnehr, Horasan ve Irak; bunların hepsi onun kutup olduğunda müttefik.
150- Arkadaşlarının sonuncusu Dânâ Hakim ki ondan Zengi Ata arınmış bir gönül kazandı.
151- Bu işini bilen Hakim’den, Zengi Ata ölümsüzlük şehrinin parmakla gösterileni oldu.
152- O gösterişsizlik memleketinin emiri olan Zengi bilinmezlik aleminin hakimi ve gönle hoş geleni oldu.
153- "Devamlı Hace Ahrar" dersen bu her sabah ve akşam onun can kulağına erişir.
154- Zengi Ata'nın mezarının toprağından bile “Allah” çığlığı göğe yükselir.
155- O, henüz eşya bilinmezlik makamında olduğunda da diriydi; pak yakalı hırka giyenin mürşidi idi.
156 Rahman olan Allah'ın feyzi, semanın en yüksek tabakasından insin ve zaten arşın nurundan olan toprağına tecelli etsin.
157- Sadr Ata o pirden dolayı gerçek bir kutb oldu.* Cemaleddin Şaşî de onun (Sadr Ata) sayesinde önder oldu.
158- (O) güzel, layık bir mürşiddi. Yüz delille belli olduğu üzre tasarrufu da pek ince bir tasarruflu.
159- Feyz bağışlayan Harzem diyarında temiz mâna şarabıyla meclise şevk verdi.
160-Baba Rüşd, Cemal ile olgunluğa ulaştı. (yahut; Baba, Cemal ile olgunluk ve hidayete ulaştı.) Qndan da oğlu Hasan kemal sahibi oldu.
161- Hasan da o saygıdeğer babası sayesinde Mevla yolunda yolun sonuna kadar erişince,
162-Ondan Ali Hace, ondan düz Hace Ali'nin her biri bu silsilede birer olgun şeyh oldu.
163-Pehlivan'ın şeyhi (yahut pehlivan şeyh) Hazret-i Mevdûd bu iki arif şeyh sayesinde işinde üstad oldu.
164- O cömert şeyh Mevdûd arzusuna ulaştı ve irşad döşeğine ayak bastı.
165- Aliâbâd (şehrinde) sancak açtı ve Semerkand semtinde davulu o çaldı.
(117 b)
166- Buhara, Semerkand ve Hisar’dan fazıl ve kamiller onun mezarından ayrılmaz.
167- Tarikat yolunda benzeri yoktu. Onun içi yanışla, derdle doluydu.
168- Hülasa o, güzel gidişli bir mürşitti. Herkesi, onun gayreti gayrete getirirdi.
169- Şerefli oğul Şeyh Hadim velilerden sonra tam bir olgunluğa erişti.
170- Mevdud Şeyhin kapısında rahat buldu; isimsizdi orada isim buldu.
171- Şeyh Hadim onun vekillerinin en ileri olanıydı ve onun müritlerinin başına halife olarak geçti.
172- O'nun kapısında iş gören ve iş öğrenenler onun dergahın kapısında görünmesini gözlerlerdi.
173- O öyle bir oğul idi ki memleketin ileri gelenleri ve meliklerin herbiri onun kapısında tarikatte önderler oldular.
174- Sultan Ebu Said de onun bağlısıydı: onun memleketinin padişahları da.
175- Yüksek kerametli şeyhler ona mürid olmakla akıllılık ettiler.
* Mısrada vezin fazla
188
176- Her aziz gerçi müridlerine bu kadar ay ve yıl sonra bir olgunluk veriyorlar.
177- (Ama) Şeyh Hadim çok alâka göstermek suretiyle müritleri hidayet yolunda Allah'ın zat ismiyle olgunluğa eriştirdi.
178- Makbul dervişi bir tek nazarla bağış sahibi Allah'a ulaştırdı.
179 Maverâünnehr ondan dolayı inci dolu. O, Celal sahibi Allah’ın bağış denizinin dalgıcı idi.
180-Kutupların kutbu herkesin sevgilisi olan Şeyh Hadim herkesin canının rahatı (idi).
(118 a)
181- Hoca Ahrar onu dost edindi ve gece gündüz onunla olmak isterdi.
182- Onun her evladı kutb özellikli; oğul ve torunları da hep olgun idi.
183- Müridlerinden liyakatli nicesi kavuşma dergâhının makbul ve mürşidi (oldu).
184- Onların arasında Cemaleddin'e nazar olundu ve o nazar olunan Kaşgar’ın pîri oldu,
185- Kaşgar onun varlığıyla beldelerin hayırlısıdır. Kaşgar o mayası temizden dolayı şöhret buldu.
186- (Gerçi) o şeyh Buhara'da mürşid eliyle kemale erdi (ama) Horasan'da yerleşti.
187- Onun nurlu mezarı Herat’tadır. Herat’ta onun mezarına bir deng daha yoktur.
188- Buhara'dan Herat tarafına geldiğinde Süleyman'a şeyhlik beratı verdi.
189- Kamil, şeyh ve herkesin makbulü idi; dinin, temel esaslarında da teferrruatında da fazilet sahibiydi.
190- Onun irşadı, önce Ubeyd’den oldu. Nakşibendiyye’ye geçip, onun kaydı altına girdi.
191- İkinci irşadı Kaşgar pîrindendi ve Süleyman, Cemaleddin sayesinde din rehberi oldu.
192- Sevgili ve saygıdeğer Molla Hudaydâd, Gadîrede(?) irşad görmüştü.
193- Onun dünyada 72 halifesi oldu. Şimdi alemde öyle bir şeyh var mı?
194- Özellikle Molla Veli Kuhzeri ki, Hak yolunda kılavuz olarak ondan Kasım Şeyh kaldı.
195- Şeyh Kasım devrinin az bulunur bir eriydi. Sanki kapısı bir toplantı yeriydi.
(118b)
196- Çevresinde Hak erlerinin, zikr eden ve hazır bulunanların sayısı daima binden fazla olurdu.
197- Hudaydâd'dan, o saygıdeğer, derviş, Hak yolunu görücü Şeyh Metin geldi.
198- Ondan sonra dervişler, arasında manevî mürşid, kuvvetli şeyh, saygıdeğer Molla Emin'di.
199- Bu kölenin mürşidi de o benzersiz kişidir ve Seyyid Mansur gibi o da (beni) irşad etti.
200- Bizim tarikatımız o faziletli sayesinde kabul gördü. O, tarikat ehlinin başının tacı idi.
201- O kuvvetli ve saygıdeğer Hudaydâd, "taksir" diyerek Gaznevi'ye geldi.
202- Sen Süleyman'a “taksir” diyerek gelmiştin, o bazan yüz veriyor bazan da yüz çeviriyordu.
203-Fazilet sahibi ve işinin eri olanların hepsi Gaznevi'nin kapısında “taksîr” diyici idi.
204- Kapısındaki kutba benzer sadık aşıkların her birinin gönül testisi ap-arı suyla dolu gibiydi.
205- Onun 14 olgun halifesi (vardı ki) her biri kavuşma dergahının sultanı (idi).
206-"Benim yanımda şarap var" meyhanesinin sakisi,yaşlı ve gencin meclisinin süsleyicisi,
207- Onların temel direği aşk sarhoşu Seyyid Mansur ki o, yüksek makamdan da alçak tavırdan da uzaktı.
208- O güzel yaşantılı kapının yeni doğan nuru, erler kutbu Seyyid Kaşıktıraş,
(119a)
209- Helal kazanılmış lokmasından dolayı o temiz ere Hak Taala perçem devrini vurdu, (onun silsilesini güçlendirdi).
210- Onda kutupluk izleri ve melek özellikleri vardı. İçine varlık hırsızı uğramamıştı.
211-O olgunluk kutbu elli yıl boyunca beldeden beldeye seyahat etti.
212- Sonunda ölüm onun ömrüne de değdi ve 95 yaşında vefat etti.
213-Vefat emrinin tarihi (ebcedle)"şah-ı hubân"dır (965/1557-58). O, Kadir olan Hakk’ın yanına gitti.
214- Denizler de karalar da onun ayağı altındaydı. Keramet sahiplerinin çoğu onun dostuydu.
215- Sevinç beldesi Hisar ve Belh memleketinden ayrıldı ve vatan zevkinin hırkasını çıkardı.
189
216- İbrahim Edhem gibi vatan garibi oldu. Ezelde onlara gurbet takdir edilmişti.
217- Gönlünde Medine ve Mekke’ye gitmek yatıyordu ama varabildiği yer Karaâmed oldu.
218- Seyyid Mansur, Belh ve Hisar’dan Karaamed'e sevinçle geldikden
219- Üç gün sonra dünyadan göç etti ve bu felaket gönülleri dertle yaktı.
220- Çoluk çocuğuyla vedalaştı. Rum halkı bu durumdan haberdar oldu.
221- Herkes onun tabutunu "ya Hû" diyerek uğurladı. Onun gamı Kayserin sarayına bile "ku" vurdu (yankılandı).
222- O cenazede öyle bir kargaşa oldu ki bu musibet kıyameti andırdı.
223- Hazineler ve madenler sahibi padişah, dünyanın Hazret-i Sultan Süleyman devrinde, (119b)
224- Kabe'den uzakta, onun hasretini çekerek öldü. Ravza (-i Mutahhara) hasretini kendisiyle birlikte mezara götürdü.
225- Göç anında dedi : “Yedi yıl sonra,Hisardan ailesiyle birlikte gelecek biri var ki,*
226- Bu bizim yolumuzu halk onunla bilecek. O, hırkasının altından halkı Hakk’a çağıracak,
227- Bu silsilenin gerçek bağlıları ondan nasip alacak; bizden sonra tarikat onunla doğru çizgide devam edecek.”
228-Ben köle ise o sıralarda sevinçli Hisar’daydım ve onun ayrılığı ile göz yaşı döküyordum.
229- Güçsüz, dertli ve gamlıydım. Onun kapısından uzak düşmenin matemini çekiyordum.
230- Aynı şekilde, kendisine can verilmeye layık damadı Abdullah Han da gamlara bulanmıştı.
231- Hanlık ve şeyhlik lakabı ona atalarından kalmadır, cezbeli ve edebli bir derviştir.
232- Sadrettin Ata’nın nesli arasında (atasının) yerini tutan odur, O’nun hanlığı evliya. Karahan’dan gelmektedir.
233- O da Şam diyarında yedi yıl sonra bu alçak dünyadan göç etti.
234- Ben de o yıl kendi diyarımdan, çoluk çocuğumla Ravza’ya (Medine)'ye geldim.
235- Seyyid (Hz.Peygamber)'in nurlu ravzası tavaf olundu; tevekkülle, lakin bi-edebane ve yetersiz olarak.
236- Sultan Selim'in hükümeti zamanında bu hayran gönlüm geldi, İstanbul'u mesken tuttu.
237- Zamanın sultanının yardımlarıyla yine Harem’e gittim ve orayı mekân tuttum.
(120 a)
238- Sonra memleketlerin idaresi Hazret-i Sultan Murad’a geçti.
239- Yüksek bahtının ayağı tahta kadar yükseldi ve tahta oturmakla bahtı parladı.
240- Tebrik için yine geri geldim; başı yüksek hükümdar tarafına yöneldim.
241- Şanlı padişahın daveti ile İstanbul'a yerleştim.
242- Devrin padişahından başka Rum halkı edeb ve ilimden nasipsizdir.
243- Gerçekten samimi biri ortaya çıkmadı. Bunların yolunda çok çile çektim.
244- Rum halkı mevki düşkünü ve mal tutkunu; hal ehlini anlamaktan uzak.
245- Dervişler diyarından (memleketimden) uzak düşdüm. Bundan sonra başıma neler gelecek, ya nasib!
246- Ne yapayım, bu Hakk’ın yazgısıymış. Zaten tarikatde en güzel düşünce de “Ne yapayım” değil midir?
247- Eğer padişah da ilgi göstermeyecek olursa, bu tarikat yolu kapanıp gidecek.
248- Tarikat yolunun yolcuları nerede; Hazret-i Allah'ı taleb edenler nerede?
249- Gençler bu silsileden tatmamış. Silsilenin mensupları ihtiyar kalabalığından ibaret.
250- Allahım, ihtiyar ve perişanım; eğer üzüntümden dolayı şikayette bulunursam bağışla.
Kenara bir çıkma yapılarak şu manadaki iki Farsça beyit yazılmış:
-O çöl ceylam benim beslememdir.Silsile bahçesinde benim seçkuümdir o.
-Gerçi her mürid bize aşıktır ya,biz de o sadık ere aşığız.
190
251- Eğer kendi halime ağlarsam ve üzüntümü söylersem bunu geri çevirme.
252- Kendi işinde yenik, başı aşağı bir düşkünüm. Üzerimdeki yükün altında ezilmişim.
(120 b)
253- Yaralı sinem merhem kabul etmez. Nuh gibi inleyişte ortağım yok.
254- Ömür gemisi tufan ve dalgalar içinde; gemiye felaketler dalga dalga geliyor.
255-Ömrümün gemisi bu feci tufandan senin cömertliğinin Cudisine sığınıp orada karar kıldı.
256- Bu veliler yoluna karışıklık verme. Kadınlar ve erkeklerin bu sapkınlığı ne zamana kadar sürecek?
257-Ah bu karışık asrın oğullarından ki onlar kendi kusurlarını da itiraf etmezler.
258- Bu üzüntü ve gamdan ben yalnız değilim; bu haldeki sayısız kimseden sadece biriyim.
259- Benim gibi çok müridler de gam yemişler ve bu hüzünlerini Hak kapısına iletmiştir.
260- O isim yapmış sevgili Şeyh Hadim bile ölüm anında yüz kere hayıflandı ve dedi ki:
261- Niçin onlar Allahın zikrinden yüz çevirip hevâ yoluna gittiler?
262- Onların değersiz kanını yol toprağına bile dökmem ve gayret atını onların tarafına sürmem.
263- Birlikte zikrettiğimiz öylelerini de gördüm ki ben onları gözümden başka yere oturtmaya kıyamam.
264- Ben bu hasretleri kendimle mezara götürüyorum. Zikr edenlerin ayak toprağı benim başımın tacıdır.
265- Tarikatın faydası ve zikrin faziletinden istifade için o şefkatli kutup şöyle buyurdu,
266- O din hamisinin vücudu müritler ve onların sohbet yerinde iken,
267- Semerkand, Buhara, Hisar, Maveraünnehir ve büyük meydanlarda,
(121a)
268- O mürşid, öyle havası bereketli bir ülkede, kendisine uyanlara,
269- Ölüm yolculuğu esnasındaki hasretini açıkladı. O halde bu şaşkın ben ondan bundan bahsedip de ne yapayım?
270- Bu şaşılacak çevrede ben ne yapacağı mı bilmez oldum. Arab’tan mı. Acem’den mi; kimden şikayet edeyim, ağlayayım?
271- Ya Rab, bu temiz insanların tarikatını sen, devrin devlet büyüklerinin irtibatı ile ortaya çıkart, yeşert...
272- Temiz itikad kapısını halka aç ki onlar mânâ sarayına giden yolu bulsunlar.
273- Her biri kendi silsilesinde kayıt ve bağsız olarak (başkasına bağlanmaksızın) gide gide kendi arzularına erişsinler.
274- O mutluluğa erişmiş padişahın hürmetine, bu halk perdeden başlarını çıkarsınlar.
275- O şahlar şahı ile irtibat kimya gibidir. Bu irtibatla halkın bakır vücudu altın olur.
276- Padişahın gösterdiği sevgi sebebiyle şeyhler (halktan) iltifat gördü. Yine bu sayede şeyhlik sarayı sağlamlaştı.
277- Devlet yöneticileri Allah’ın (yeryüzünde) gölgesi olduğu için, şeyhlik yolu ondan şöhret kazandı.
278- Veliler yolunun gayeye ulaşma sebebi din yolunu açan padişahlarla irtibattır.
279-özellikle devrin sahibi.Osmanoğullannın veahir zamanın padişahının irtibatı ki,
280- (O) gizli ilimlerin esrarını ve "kün"(ol) emrinin gizli mânâlarını bilendir.
281- Benzeri ne Arap’ta vardır ne Acem’de; o bu zamanın yegâne kalem ve kılıç sahibidir.
282- O, insanların ve nebilerin hayırlısı (Hz.Peygamber)'nın hizmetkarı; Merve ve Safa kapısının bekçisidir.
(121 b)
283- Ahmed'in dinine adaletiyle güç verdi. Onun halkla münasebeti ve fetihleri Hak üzre Hak içindir.
284- Ya Rab, onu şehzadeleriyle birlikte bu dünyada kendi korumanda tut.
285- Onun ömrünü tabiî vasıflı eyle (ömrünce yaşasın), onunla alemi düzen içinde kıl.
191
286- Deniz ve karasıyla kainatın bütününde onun askerine daima fetih ve zafer ver.
287- Allah’ın veli kulları ve melek topluluğu ta dokuz feleğe kadar onun askerini idare etmektedir.
288- Onun zamanında, onun gün ve geceleri boyunca velilerin işlerini yolunda eyle.
289- Hoca Ahmed’i, o zamanın büyüğü ve Maveraünnehr'in öncüsünü;
290- Ya Rab, gece gündüz, sen o kutupların kutbunu ve edebli kafileyi onun yardımcısı kıl,
291- Onu, Allah erlerinin meclisini parlatıcı ve şevk sohbetine neşe verici eyle.
292- Onun varlığı ve bağışıyla yol açıldı ve bu yol her dakika onun iltifatıyla revaç buldu.
293- Hak sarhoşu Seyyid Mansur’u onun koruyucusu kıl; Elest meclisinin eseriyle onun başını yukarıda tut.
294- Bu dünya ve onda her ne varsa hepsi vefasızdır. O, şahın da kulun da göç etme yeridir.
295- Allah’ın dostluğu ve zikri dışında bu alçak dünyada her ne varsa hepsi ayıptan ibarettir. (122 a)
296- Bu kainat dükkanında insan için adil ve daima diri olan Allah aşkından daha iyi bir hüner yoktur.
297- Nerde İmâd, nerde İrem ve Karun’un kasrı? Hepsi Allah aşkının yokluğu sebebiyle yok oldu.
298- Karun, hazinesiyle nasipsiz bir müflisti; o hazineden kazancı sıkıntıdan başka bir şey olmadı.
299- Şeddad’ın gücü ve Cem'in kadehi kalmadı; ölüm herbirini kara toprağa indirdi.
300- Allah’ım, bizi aşk ve fakrdan ayırma; padişahları da dervişlere dost kıl.
301- Bu başı yüksek padişah ki alemin sığınağı oldu; sen ona ve askerlerine aşkını da nasib eyle.
302- Hidayete götüren, herşeye gücü yeten ve en büyük olan Sen’sin; insanlara, cinlere ve perilere yol gösteren Sen’sin.
303- Her ne istersen güzelce yapmağa gücün yeter. Varlık aleminde senden başka gaybın bilicisi yok.
304- Sen ayıpları örten, günahları bağışlayan, işini bilensin. Mahmud ve Ayaz’ın suçunu örten ve affeden hep sensin.
305- Ey Allah’ım, ister derviş ister şah olsun herkes yüzünü senin k(t )apına çevirir.
306- Diken ve gülün boy bos atması sendendir; yerin ve göğün bu genişliği ve yüksekliği sendendir.
307- Alemin zerrelerinin varlığı senin güneşinden. Bunların yaratılmasında bir yardımcıya da ihtiyacın yok.
308- Bu yaratıklara senden başka bir verici yok. Senin bağışından mahrum kalan hiçbir varlık mevcut değil.
309- Herşeyi bilensin, sağlam ve yardımcısın. Herşeye gücün yeter, herşeyi bilen ve benzeri olmayansın sen.
310- Ah,o kahredici dirilme gününde kaldı olduğun zaman benden razı olursan ne olur.
(122 b)
311-Dünya gecesi ve kıyamet gününde senin kapından başka bize bir sığınak yok.
312- Aniden mezar toprağı bize yatak olduğunda, Seyyid Kaşıktıraş hürmetine sen bize merhamet et.
İlahi yardım ve sınırsız iman, yolda seğirtenin yoldaşı ve Allah’ı arayanın esirgeyicisi olmuştu. Aniden yumuşaklık ve esirgemeyle Hakk’ın cazibesi onun taleb sermayesini hakiki bir biate çevirdi. Ve onu "sana biat eden kimseler hakikatle Allah'a biat etmiştir" saadetine eriştirdi ve tarikat rindlerinin meclisine oturttu.
Pak mürit biat suretiyle yol önderi (şeyhten) el aldı da o serbest tavra duyduğu gıptayla melek bile el çırptı. Ve o ahiret talipleri arasında eşsiz bir ferd ve Yesevî ileri gelenlerinden bir er oldu. O, bu alışılmış ve bilinen tarz ve şekilde aşk oyununu onayla yınca Hz.Sıddık (Ebubekir)'in ruhu bile ona imrendi ve iç temizliği ve gönül gözüyle
192
onu görücü kıldı. Ve mum yakmaktaki sermayesi onun beşeriyet karanlığının mumunun yanışını süsledi.
(123 a)
Gönül mumunu mum yakanın aleviyle tutuştur;gayb sırlarınm sermayesini parayı peşin verenden al.
Bil ki Yesevî büyüklerinin tarikatinde adâb şudur: Her mülakatta selam verilirken sol elin arkası yere konulur ve sağ eli kendi sırtında çenber yapar. Sol ayağını yerden kaldırır ve sol yanağını yere koyar (ve) sağ ayağını kurban gibi ökçeden uzatır. Ve tevazu ve gönül kırıklığı ile pirin huzurunda yüz teessürle kusurunu söyler. Nihayet tekbir ile pir yetişir ki onun kurbanlık (koyun) şekil ve durumunu "ölmeden önce ölünüz" mânâsına ulaştırır; nasıl ki pak şeriatte büyükten küçüğe selam sünnettir, yoksa aksi değil. Hazret-i pir, onun kusurunu cevap olarak, kurban tekbirini tamamlamasını emrederse lazımdır ki Pirin tekbiri eda nimetine teşekkür olarak kusurunu itiraf ederken olduğu üzere sağ tarafından döner.
(123 b)
Eğer elinde bir şey varsa niyaz ederek sunar; eğer hazırda birşeyi yoksa niyaz etmesi kafidir. Batın yolunun açılması için kusurlarını söyleyip niyaz etmesi ve bağlandığı kişinin karşısında bu şekilde davranması (Hakk’a) yakınlık sebebi olur. Ve şeyhin onun hakkındaki niyaz ve yalvarması makbul duadır. Ve bu yolun yolcusu olan sufî kusurlarını söyleme ve af dileme kapısında daimi ve sebatlı olmazsa icabet kapısı ve yakınlık dergâhı onun yüzüne açılmaz ve onun isteği yüz göstermez (gerçekleşmez). Nasıl ki (A. Yesevi) Türkçe söyleyişle buyurmuş: “Niyaz yol açar ve marifet gönül niyazlık kıl mung görmemiş” -Allah dostu doğru söyledi- Eğer devlet sahibi(şeyh)'nin nazarından nasipsiz kalmak istemiyorsan pirin yapmanı istediği hiç bir işte onun önüne geçme. İşe başlarken sağ eli yere doğru uzatıp izin istemek lazımdır, izin olursa o işe başlama isteğinin faydalı olması umulur;
(124 a)
yoksa bunun aksi değil. Şeyh her ne için sorguya çeker ve azarlarsa asla çekişip lafı uzatmamalı, bir harf bile söylememelidir. Tarif edilen tarz ve hal ile kusurunu söyleme dışında davranırsa terakki yolu sufinin yüzüne kapanır, şeyhle rabıtanın kesilmesinden korkulur.
- Eğer sana terakkî lazımsa teslim ol ve kendini layık görme makamında olmaktan kork. Bu iş-güç yurdu olan dünyada kime tek olma devleti erişirse bu şeyhe itaat ve sözünden çıkmama sayesindedir. Niyaz, şeyhi kendine tercih, suçunu itiraf ve izinle hareket etmek, gerçek maksat olan Allah’a kavuşma yoluna iletir.
- Hiç kimseyi görmedim ki şeyhe itaat etmeden; Hakkın huzurunda niyazsız ve suçunu itiraf etmeden,
- Kendi varlığı sayesinde olgunluğa erişmiş; yahut gayblar gaybı olan Allah’a kavuşma amacına ermiş olsun.
- Her kim ki şeyhine gerçek dost ise, işi daima niyazdır; eldekini bağışlamadır.
Uykuda ve uyanıklıkta, sarhoşlukta ve akıllılıkta sufi'nin ya cismen yahut rabıta ile şeyhinin yanında olması lazımdır.
(124 b)
-Tarikatte şeyhin hayali olmazsa olmaz; muhib için onun cemali dayanak ve sığınaktır.
- Onun hayali müritlerin vesveselerini kaldırır; cemali de onların güvenlik sebebidir. İnsanlar arasında dünya saadeti bir makam ve mansıp elde etmek ve ona ulaşmaktır. Ahiret saadeti ise Allah'ın makbulü ve affına mazhar olmak, metanet ve ibadet ehli saflarında müşahedenin devamı ve şeyhle sohbetin sağlamlığına bağlıdır. Ve görünür faydası, zararın kalkması ve manevi sofranın esenliğinden istifadedir. Bunlar, müridin terbiye edicisi ve yardımcısı olan tasarruf ve irfan sahibi şeyhin huzurunda bulunmakla yahut onu hatırdan çıkarmamakla olur; iki dünyada da Allah’ın izni ve doğru yola iletmesiyle.
193
Bu husus bütün tarikat mensuplarınca tecrübe ile bilinmiş ve bütün yolun sonuna erişmişlerce üzerinde ittifak edilmiştir.
- Yol eri el almadan iyilik yüzü görmedi; Bu'l-hasen Bayezid’in iltifatı olmadan muhsin (iyilikte bulunan) olmadı.
- Şems,Tebriz’den ta Bağdad ve Şam civarına kadar, Celaleddin olmasaydı nasıl aşk sultanı olabilirdi?
(125 a)
Tasarrufu tesirli ve nurlu pirin huzurunda ve hizmetinde bulunmaya devam etmek işi güzel neticelendirmeye sebeb olur. İhlas sahibi mürit Hakk’a and olsun ki ancak Hakk’a yakınlık makamında karar kılar. Abdeste ve zikre devam etmek ihsan sahiplerinin güzel hallerindendir ve dindarların gıpta ettiği şeydir. Eğer mecnun ve meczublara dikkat edersen onların işi ve sırrı şundan, bundan geçmiş olmalarıdır. Eğer bu konuda daha fazla bilgi istersen bakışını bu en küçük risaleden en büyük risaleye çevir ki o, sır alemini çevrelemiştir ve bu özet o yazılmış defterin ilavesidir. Biat edip el aldıktan ve şeyhin huzurunda bulunup, onu daima yanında bilmek saadetine erdikten sonra, terki gerektiren bir mani yoksa “İnna enzalna” ve “Kulhuvallah” ile kılınması gereken abdestin şükür namazı eda edilir. Eğer vaktin daralması ve mekruh vakte girilmesi gibi bir mani zuhur ederse temcid kelimesini (Allah’ı ululama) iki kere okumak, onun yerine geçer. Ve ondan sonra yaptığı her dua hemen kabul edilen dualardan olur, buyurulmuştur.
(125 b)
Ve gece namazı olan teheccüd ki onu büyüklerden bazıları her rekatda Taha suresi gibi uzun surelerle kılarlar. Halbuki buna herkesin gücü yetmez. Her rekatta uzun sureler okumakta namaz kılanların çoğunu usandırma ihtimali vardır ve bu hatadır. O halde, teheccüd hakkındaki kolay ve en ihtiyatlı yol odur ki, her rekatta Fatiha’dan sonra üç defa İhlas suresi okunur, iki ve dört rekatta selam verilir. Bu usul üzere 12 rekat eda etmek lazımdır. İki rekatta, bir rekatta ayakta durduğu uzunlukta oturması lazımdır. Böylece 13 rekat kılar -zira Hak Taala tek olanı sever- ve her selamı takiben “Gecenin bir kısmında kendin için nafile namazı olan teheccüdü kıl; umulur ki Allah seni Makam-ı Mahmuda eriştirir.” ayet-i kerimesini yüksek sesle okur.
(126 a)
13 rekat teheccüdü bu anlatılan tarzda tamamlayınca (metinde fazladan bir ayet kelimesi var) iki kere temcid kelimesini okur ki şudur: "Subhanallah velhamdulillah ve La-ilahe İllallah". Sonra 3 defa salavât-ı hams (okur) ki şudur: "Allah’ım sen Muhammed'e ve onun ailesine, ona salât getirenler sayısınca salât eyle. (Allah’ım) Muhammed’e ve onun ailesine, ona salât getirmeyenler sayısınca da salât eyle. (Allah’ım) Muhammed ve ailesine, ona nasıl salât getirmesini seviyor ve razı oluyorsan o şekilde salât eyle. (Allah’ım) Muhammed’e ve ailesine, bizim ona salât getirmemizi emrettiğin tarzda salât eyle. (Allah’ım) Muhammed’e ve ailesine layık olduğu üzre salât eyle. Bu şekilde üç defa salât okuyunca şunu demelidir:
“(Allah’ım) bütün nebi ve resûllere, mukarreb meleklere ve yedi kat gökte ve yerlerdeki bütün sana ibadet edenlere de sen salât eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi, rahmetinle bizi yarlığa ve onlarla birlikte haşr et" Kabul olması için Fatiha okur.
(126b)
Ve geçmiş büyüklerin ruhlarından yardım taleb eder. Bundan sonra hazin sesle, kendini alçaltarak ve kırık bir kalple yüz bir kere estağfirullah ve beş kere de "Hasbi Rabbi Celle'llah, ma fi kalbi Gayrullah" (Celali büyük olan Rabbim bana yeter. Kalbimde Allah'tan gayrısı yok). Ve beş kere istiğfar, istiğfar der. Ve bu sözlerde hem tevbe hem suçunu itiraf, hem rahmet, hem Allah’ın cemali (vardır)* (Sonra) yüksek sesle ve şiddetli bir şekilde yüz bir defa"Allah" denir.
* Burada bir çıkma yapılarak kenara şunlar yazılmıştır: "Sonra meşhur olan istiğfar kelimesini üç defa okur ve ağlar. Sözkonusu pişmanlık ifadesi şudur; “Allah’ım,senin ulu dergahına geri döndüm; bilerek, bilmeyerek benden sadır olan bütün günahlardan da tevbe ettim”. Sonra kelime-i şehadet getirir.
Rubaiyat,
-Ya Rab, gerçi ben hadsiz günah işledim, ama şunu iyi biliyorum ki yaptığım şey haddi aşmaktadır. Senin rızan olmayan her ne varsa, ben ondan geçtim, tevbe ettim ve suç olduğunu ikrar ettim. Velehu,
-Ben yeryüzünün bütün günahını işlesem bile senin affının elimi tutacağına ümidim var. Dedin ki;"Acz günü(kıyamette) elinden tutarım" . Ne olur, beni şimdi olduğumdan daha aciz olarak huzuruna çağırma.
194
Sonra zikr-i erre ile meşgul olunur. Öyle bir tarzda ki zikrin şiddetinden derviş terlesin; zira sufilerin tahkikine göre tarikat cünübü ancak bu ter suyuyla giderilir. Sonra eğer gecenin uzunluğu yeterliyse, Yasin, Müzemmil, Suretu'1-A'la, Elem-neşrah, İnna Enzelna, Liilafi Kureyşin sureleri bütünüyle okur ve derd ve yanışla Allah’a yalvarır, ihtiyacını arz eder. Seher vaktinde (böyle yapılan) inleyişler makbul-i ilahi olur. Fecir namazından sonra yirmibeş “Subhanallah”, yirmibeş “Elhamdülillah”, yirmibeş “Lailahe İllallah” ve yirmibeş “Allahüekber” tekrar olunur.
(127a)
Yüzbir kere Allah çekilir ve aşk, şevk ve heyecanla erre zikrine devam edilir, zira bu zikir mahv ve fena makamına ulaştırır ve fakr ve bekabillah (Allah'ta baki olma) meydana getirir. Bu husus Yesevi yolunun büyüklerince kesindir. Şüphesiz zikredenin canı sözkonusu feyzin denizine batmıştır. Bundan sonra iç sıkması ve nefs hazzı ile murakabe edilir ve tam bir saygı ile Yasin suresi okunur. Ve gönül kırıklığı ile -şanı yüce olsun- Allah’ın huzurunda yalvarıp, af taleb eder Şeyhlerin, geçmiş ataların temiz ruhlarına Fatiha okur. Meclistekilerle musafaha (el sıkışma) eder, yardım ve imdad niyazında bulunur; zira bu, tevazu ve halvetten hasıl olan hayrın tamamlayıcısıdır ve sahih bir hadis-i şerife uygundur. -Allah ondan razı olsun- Enes’den rivayet edildiğine göre, demiştir ki; "Rasulullah -salât ve selam ona olsun- şöyle buyurdu: “Kim sabah namazını cemaatle -yahut cemaat içinde- kılar, sonra oturup güneş doğana kadar Allah'ın zikriyle meşgul olur, sonra yine iki rekat kılarsa ona bir hac ve tam umre sevabı vardır.”
(127b)
"Tesbih, tehlil (Lailahe İllallah'ı tekrar etme), kıraat, hatm, dua ve musafahadan sonra, kulluğun farkında olarak, tevazu içinde ve niyazla iki rekat işrak namazı kılar. Her rekatta Fatiha’dan sonra beş Kulhuvallah okunur. Kulya ve Kulhuvallahu ahad ile iki rekat istihare namazı ve dört rekatlık kuşluk namazının ilkinde Vedduha, ikincisinde Elemneşrahleke üçüncü ve dördüncüsünde Muavvizeteyn okunur. Öğle namazının dört rekat sünnetinde dört Kul, ikindi namazının dört sünnetinde de ilk rekatta Fatiha’dan sonra dört, diğerlerinde birer birer azaltarak (yanı ikincide üç, üçüncüde iki, dördüncüde bir olmak üzere) on Ve'l-asr okunur. Bu da Haşir gününde cehennem ateşine siper olur. Böylece diğer namazlar da bitilir ve imamlarla müezzinler kendi her zamanki virdlerini yerine getirerek orada bırakırlar. Bu virdde tevazu ve yalvarmayla yetmişbir Estağfirullah çeker. Devamında da "estağfirullah" bahsinde anlatıldığı üzere (128a)
Allah’a yalvarıp yakarır, dua eder. Sonra yüz bir kere Allah denir ve çok bereketli olan Erre zikriyle meşgul olunur. Ve ulu pirin rabıtasına çalışılır. Akşam olup ortalık kararınca bir defa nefesini tutar. Karanlık uzun geceye ve fazla zilletli, mihnetli bir akşama benzeyen kır renkli kabri hatıra getirir.
- Hakka istiğfar ve zikirden sonra akşama kadar ileri git; uzun ve karanlık bir geceye benzeyen kabri hatırla.
-Daima geceyi andıran kabri düşün; yegane diri olanın (Allah’ın) derdiyle gözyaşı dök, ah et.
Her silsilede büyüklerin vazifesi olan beş malum sure her beş vakit namazdan sonra okunmalıdır; eğer bu mümkün olmazsa bir Fatiha ve Ayete'l-kürsî ve üç İhlas okumalıdır ki
*Hadis Arapça metniyle verilmiştir.
195
ilhamların doğmasına, manevi derecenin artmasına Allah’ın rahmet ve mağfiretine sebep olsun.
- Kur'an'ın ve ayetlerin tilaveti, O’nun dergahında bütün afetlerden korunma sebebi olur.
(128 b)
Karanlık kabir evinin mumu Kur'an'dır. Kuran okumak benim canımın lezzetidir. Mevlid gününe rastlayan Pazartesi günleri oruç tutmak müstehaptır. Kulların amellerinin Allah’a arz edildiği gün olan Perşembe’leri oruç tutmak da öyledir.
- Ahmed’in güzel doğum gününde sen de nefesini, orucun güzel kokusuyla kokula;
ta ki bu oruçla o şerefli peygambere yoldaş olasın.
- Kirâmen Katibin melekleri senin Perşembe oruçlarından sevinçli. Bu konuda. Pazartesi veya Perşembe'yi ganimet bil.
-Yol erleri Kur'an'a tevbe ve oruca meyi ederler; oruç tutanla Hak arasında kimse perde olamaz.
- Nebi -selam üzerine olsun- şöyle buyurdu; "Allah Taala buyurdu; oruç bana has ibadettir ve onun mükafatını ben veririm." Rasûl-i ekrem -Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun- buyurdu; "Allah Taala buyurdu, oruçlunun ağız kokusu benim katımda miskden daha güzel bir kokudur." Kudsî hadisde de; "Aç kal ki beni göresin, benim için halktan çekil ve namaz kıl." Nefisle savaş, müşahede güneşini gösteren rasat aletidir. "Bu Allah’ın fazlındandır. Onu kime isterse bağışlar. Şüphesiz Allah büyük bağış sahibidir."*.
- Müşahede dünya için kainatı aydınlatan güneşdir. Nefisle savaş,o güneşe bakan rasat aletidir
- Eğer müşahede istersen nefsinle savaş; zira nefisle savaş müşahedenin aynası oldu.
- Erre zikrini çeken Yesevî topluluğunu gör, gör; onlar dost tecellisinin güneşi üzerindeki zerreler gibidirler.
- Yakınlık, fakr ve fena aleminin benzersizleri (olan onlar) erre zikrinin çilesi (sonunda) "ledün ilminden" birer hazinedirler.
- Erre zikri, vecd, sema ve sarhoşlukla; kibir, gösteriş, varlık sahibi olmaktan ve gösterişten uzaktırlar.
-(Bu) öyle bir nefis savaşı ki halktan el çekmeyi sağlar ve (nefis) putunu kırar. (O) Can yaratılışının çırası ve topluluğun ışığıdır.
- Maşallah! Bu bizim erre zikrimiz nasıl has bir nefis savaşıdır ki, Hazret-i Mevla'nın müşahedesine imkan sağlamakta.
- Tıpkı Ahmed Yesevî gibi derdli bir şekilde erre zikri çek. Ey Hazini, gönül bu zikirle yüzünü sevgili tarafına çevirdi.
- Seyyid Mansur’un nefesinden kavuşmayı temin etti. Erre zikriyle huzurun devamı mümkün olur.
- Meşayihden bazıları demiştir ki: saliklerin makamları üçtür: Ayıklık makamı, sarhoşluk makamı ve fakr u fena makamı. Mürid bunlardan birincisinde iken "Lailahe İllallah" der; ikincisinde "Allah, Allah", üçüncüsünde "Hu, Hu" yahut "La, La" veya "Ha, Ha" veyahut "Ah, Ah" der. O zaman onun edebi, nefsini, kendisine istediği gibi tasarruf eden vird öğreticisi(şeyhi) ne teslim etmesidir. "
(129 b)
Sika kaynaklar yoluyla Ebi Mansur Mevla'l-Ensari’-Allah ondan razı olsun-den gelen ve onun Amr bin el-Cumuh-Allah ondan razı olsun-dan işittiği ve onun Nebi'den, onun da Allah Taala’dan şöyle işittiği rivayet edilmiştir; "... Kullarımdan veliler ve halkımın içinden dostlarım o kimselerdir ki beni anarlar, ben de onları anarım"
Gönül, Allah’ın zikrine mağlub olunca, her ses ona gerçek bir zikir olarak görünür.
- Gönül karışıklığı Allah’a yapılan gerçek zikirdir ve bu zikir onu bütün masivadan (Allah'tan gayrı her şeyden) çekip alır.
Hadis Arapça metniyle verilmiştir. Buradan "..ben de onları anarım" lafzına kadarki kısım Arapçadır.
196
- Erre zikri büyük dalgalar denizidir; gönül ise sadef gibidir ve ondan dolayı büyük bir inciyle dolmuştur.
- Jerf, yani kıymet biçilmeyen saf inci ki, onun kıymeti ancak Allah'a kavuşma cezbesidir.
- Erre zikri Hakk’a kavuşmayı temin eder; zikredenleri Allah'a ulaştırır.
- Nice kutbun ve abdalın zikri bu zikirdir; nice hal sahibinin virdi (okunması üzerlerine borç olan dualar) budur. O, kutup şöhreti kazanmış büyük Şeyh Hadim erre zikrini söyleye söyleye can verdi.
- Zikredenin canı, sevgilisine kavuştu; zikr olunan (Allah) kendi tarafına “gel” dedi.
- Allah'ın cemalini görme meclisine kabul oldu; erre zikri aşk dergahının açıcısı oldu.
- Her kimin gönlüne bu zikr tesir ederse, gece, gündüz onun (zikrin) kıymetini o bilir.
- Bahçede, gülün kıymetini bilen bülbüldür; bu gülün kokusunu karga ve çaylak nasıl alsın.
(130a)
Allah u Zülcelal’in bülbüllerinin bilicisi, o Hakk’a kavuşma bağının Hoca Ahrar’ı,
İkanî'ye dedi ki; “Bir bülbül gibi, bizim için, içtenlikle erre zikrini çek.”
O bu zikri yaptığında, dedi ki; “Gönlümüzü yaktın; bu zikrin ateşiyle canımızı tutuşturdun.”
- Bu ateş gibi zikir toprakdan alemini yükseltti. Onun gök gürültüsü ve şimşeği ta arşın tepesine ulaştı.
- Hak zikrinin sırrını ancak gönül ehli ve geçmiş zikirlerin derslerini okuyanlar bilir.
- Gönlünde bu sema (coşkunluk) bulunmayan herkes erre zikrinin ne olduğunu nereden bilsin?
İster gizli, ister açık Hakk’ı anmak gönlü çeker. Baki odur. Ölümsüz bir dirilikle diri olan O'dur.
** Sahih-i Müslim ve Sahih-i Buhari’de Ebî Hüreyre'den -Allah ondan razı olsun- şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah -salât ve selam ona olsun- (buyurmuştur ki); Allahü Taala buyuruyor ki; "Ben kulun zannı gibiyim; beni andığı ve gönlünden geçirdiği vakit ben de onu kendi içimde anarım. Halk arasında andığında da, ondan daha hayırlı bir şekilde onu halk arasında anarım."Keza Müslimde de -Allah ondan razı olsun- o ve Hudri-Allah ondan razı olsun-‘den (nakledildiğine göre) demişlerdir; "Resulullah -Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun- buyurdu: Allah’ı zikrederek oturan hiçbir topluluk yoktur ki o zikir içinde iken, melekler onları çevirip, rahmet onları örtmesin ve kalblerine sekine (ilahi huzur) indirilmesin". Yine Muaviyeden -Allah ondan razı olsun- şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Resulullah –Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun- ashabının halkasından çıktı ve dedi ki; "Sizi böyle oturtan nedir?" Dediler ki; "Bizi oturtan, bize ihsan ettiği ve İslam’a ilettiği için Allah’ı zikretmek ve ona hamd etmekten başka bir şey değil". Buyurdu; "Gerçekten Allah sizi bunun için oturttu; ben de size bundan başka bir zanda bulunmadım. Lakin Cebrail bana geldi ve Allah’ın meleklere karşı sizinle övündüğünü haber verdi". Yine Sahih-i Buhari ve Müslim’de Ebî Hüreyre'den -Allah ondan razı olsun- rivayet edildiğine göre demiştir ki; "Resulullah -salât ve selam üzerine olsun- buyurdu;
"Allah’ın öyle melekleri vardır ki zikredenleri arayarak yollarda dolaşırlar ve Allah -azze ve cell- zikreden bir topluluk buldukları zaman "Hacetlerinize doğru koşunuz" (Onları Allah'tan isteyiniz) diye nida ederler ve kanatlarıyle dünya göğüne kadar onları (o duaları) götürürler. Rableri, bildiği halde kulunun ne söylediğini sorar. Derler ki; "Seni tesbih ediyor, ululuyor; sana hamd ve temcidde (ululamak) bulunuyorlar. Allah d